9/6/2008 · Kategori: ____Tasavvuf___


 Peygamber mescidin kapısında bir sahabeyle oturmaktadır. Uzaktan geçen başka bir sahabeyi gösterir yanındaki:

Ey Allah'ın Resulü şu geçen sahabeyi ben Allah için çok seviyorum, der.

Allah Resulü tebessüm ederek, mübarek elini yanındaki sahabenin sırtına koyar.

Çok güzel. Peki bunu ona söyledin mi? der.

Sahabe hayır manasına başını iki yana sallar. Allah Rasulü devam eder.
Git ve ona bunu söyle!.. der.

Koşar sahabi sevdiği dostuna yetişmek için, yakalar ve gözlerinin içine bakarak;

Seni Allah için çok seviyorum ey kardeşim, der.


Arkadaşı sevgiyle parlayan gözleriyle şaşkın bakar kardeşine ve cevap verir.
Bende seni Allah için çok seviyorum…

Kucaklaşarak ayrılırlar....

Birkaç ay sonra Allah Resulü mescide girerken aynı sahabeyle karşılaşır. Üzgün, bitkin ve ağlamaklı. Nedenini sorar:


Ey Allah'ın Resulü. Geçenlerde sana gösterdiğim ve Allah için bu kardeşimi çok seviyorum dediğim kardeşim vefat etti, der.

Allah Rasulü sırtını sıvazlar bu üzgün adamın. Ve ağzından şu mübarek sözler dökülür:

İyi ki ona sevdiğini söylemişsin


Peki, biz birbirimizi sevdiğimizi söylemek için daha ne bekliyoruz? Tepemize bombaların yağmasını mı?
Bacılarımızın ırzına geçilmesini mi?
Yavrularımızın hunharca katledilmesini, kardeşlerimizin hapishanelerde çürümesini mi?
Yada onun için okunan sela sesini mi?
Birbirimizi sevdiğimizi söylemek için daha ne bekliyoruz?
Onun toprakla hemhal olmasını mı?


Bir zoru başarıp kardeş olduk, hadi daha da zor olanı başarıp kardeş kalalım

Ve kardeşimize, dostumuza sevdiğimizi söyleyelim.
Dostluk ve kardeşliğimizi sevgiyle sulayalım. Sulayalım ki hiç solmasın. Sulayalım ki, yeşeren filizlerden dev sevgi fidanlıkları oluşsun. Sulayalım ki, bitiveren dostluklar ve kardeşlikler yerine, birbirini Allah için seven gerçek sevdalılar oluşsun. Kardeşim, dostum dediklerimiz sevdiklerimiz olsun.

Kalp sevmekten yorulmaz, birbirimizi Allah için sevelim. Bıkmadan, usanmadan, vazgeçmeden, karşılık beklemeden, şart koşmadan….

8/6/2008 · Kategori: ____Tasavvuf___

Atalarımız, "Dost, kara günde belli olur" demişler.
Bir düşünür de bu gerçeği şöyle ifade eder :
"Felaketin faydası, dostlarınızı tanıtmasıdır."
Bir iyiliği yapanın dost; yaptığının da saf iyilik, olup olmadığını anlamak için, iki özelliğe dikkat ediniz...
1) İyilik yapan gururlanıyor mu?
2)Kendisine iyilik yapılan, ezilip minnet altında kalıyor mu ?
İyiliği yapanda gurur ve kibir varsa, yapılan eziliyor ve mahcup duruma düşürülüyorsa, o iyilik, gerçekten iyilik değildir. İyiliği yapan da dostça yapmamış demektir . Çünkü,
"İYİLİK, YAPANI MAĞRUR, YAPILANI MAHCUP ETMEYEN DAVRANIŞTIR."

Gerçek dost, sadece elimizi tutmaz, kalbimize dokunur.
Dostun yanında rahatlar, huzur buluruz.
Derdinizi azaltmak ve taşınır kılmak için, dostun varlığı yeter. Yanımızda olması kafidir. Hatta sesini telefondan duymamız bile, ilaç gibi gelir.

* * *
Bir de, yanınızda olduğu halde, size çok uzak bulunanlar vardır. Bir kuru ve duygusuz gövdeden başka şey hissettirmez size onların varlığı...

* * *
Eğer yanı başınızda oturduğu halde, ona hiçbir zaman ulaşamayacağınızı hissediyorsanız, artık yabancılaşmışsınız demektir.

İYİ DOSTU OLANIN AYNAYA İHTİYACI OLMAZ...

Hazreti Mevlana; dost, dostunun aynasıdır. Her şeyini gösterdiği gibi, hatalarını, eksiklerini, noksanlarını da gösterir. Ancak olumsuzlukları, kırmadan, incitmeden, asla rencide etmeden yansıtır.
Çünkü dostun amacı, eksiği sergileyip utandırmak, küçümsemek, hakaret etmek değildir. Maksadı düzeltmektir. Eksiği gidermek, noksanı tamamlamaktır. Zira dost, dostunu mükemmel görmek ister ve onun olumsuz hallerinden rahatsız olur.
Kendisi gibi bildiği insanın, bir hata ile, bir eksikle, bir günahla malul olmasına dayanamaz. Çünkü dostunun muhabbeti, gerçek bir muhabbettir.
Gerçek muhabbet ise, kendisi için istediğini, dostu için de istemeyi şart kılar. Öyle dostlar vardır ki, kendisinden önce dostunu düşünür.
Dosta sadakatte, en büyük örneğimiz, önderimiz, "sıddik" ismini hakkıyla almış bulunan Hazreti Ebubekir'dir.
Güzeller Güzelinin, her anında tehlike ve ölüm bulunan yolculuğa çıkarken, O'nu yalnız bırakmayan Hazreti Ebubekir idii.


21/5/2008 · Kategori: ____Tasavvuf___

Beden dükkânında eskicilik yapacağına, gönül yurdunda devlet kursana!

"Allah" diyorsun ve sana "buyur" denmediğini sanıyorsun; senin "Allah" diyebilmen, "buyur"u da içinde barındırmaktadır. Seni yaratan seni sevmeseydi, sana adını andırır mıydı hiç?

Kendi yüreğinin dilini çözersen, âlemdeki bütün dilleri anadilin gibi konuşur ve anlarsın. Kavga, anlayamamanın ve anlaşılmamanın çocuğu. Kendi yürek dillerini çözemeyenler, hatta böyle bir dilin varlığından bile habersiz olanlar, dünya barışından söz ediyorlar: Hıhh!..

Yeryüzünde "bu benimdir" diyebileceğin, can dâhil, bir şeyin varsa, sen gücünün zirvesine erememiş ve özgürlüğün tadını henüz alamamışsın.

Ey güzel insan!
Ey aşkın doruklarında yaratılış gerçeğine dokunup gönül nağmeleriyle mest olan! Mirac'ı gerçekleştirenin nurunda kendi özünü seyreden!
Yeryüzü, sen yaşayasın diye yaratıldı. Ay ve Güneş, senin nurundan ışık aldı ve sana aydınlık oldu. Denizler, senin gemilerin yüzsün diye coştu. Irmaklar ve dereler, tarla ve bahçelerin sulansın diye akmaya izin aldı. Gökkuşağı sana gülümsesin diye yedi renge büründü. Rüzgâr, sana nefes olsun diye esiyor. Yıldızlar ve gezegenler, etrafında pervane gibi dönüyor ve seni tavaf ediyor.
Ey insan!
Bilseydin kendi kıymetini, kıymet bilmezlerin önünde eğilmez ve gerçek özgürlüğün tadını tadardın. Biliyor musun, cennet, dünyada ruhunu özgür kılabilmişlere verilecek olan armağandır. Cennet, özgür kalabilenlerin yurdudur. Cennet, yalnız Allah'a kul olanların ebedi vatanıdır..




...
20/5/2008 · Kategori: ____Tasavvuf___
Davud-i Tâi Hazretleri, Ay aydınlığı bir gecede bir dam üzerinde bulunuyor ve Göklerle Yerin esrarı hakkında düşünüyor, bu arada semaya bakıyor ve ağlıyordu.
Bu sırada damdan komşunun evine düştü. Ev sahibi onu hırsız sandı. Yatağından kalktı,eline kılıcını alarak onun üzerine yürüdü. Fakat onun davud-i Tai olduğunu görünce geri döndü ,kılıcını bıraktı, geldi ve Davud-i Tai'ye sordu:
- Seni damdan kim attı ?
O şu cevabı verdi:
-Bunun farkında değilim!

Hasan Basri :
Akıllı olanlar ZİKR'den Tefekkür'e , Tefekkürden Zikre geçerler. Kalblerinin konuşmasını taleb ederler ve sonunda kalpleri hikmetle konuşur.



20/5/2008 · Kategori: ____Tasavvuf___

Gücünü, kuvvetini yediğin yemekten, yaptığın spordan aldığını düşünüyorsan, bu güç ve kuvveti alamayanlara zulmedersin. Geldiğin yere salt kendi çabanla geldiğini söylüyorsan, ilahlaşır, firavun olursun. Kuvvetini, seni yaratan Rabbinden aldığına inanıyorsan, güzel kul olur ve yaratılmışlara hizmet edersin.

Güzel söz söylersen taşların, ağaçların içinden gizli kulakların çıktığını göreceksin; onlar senin sözünü dinlemek için yarışacaklar; çünkü güzel söze bütün âlem kulak kesilir. "Beni kimse dinlemiyor." diyorsan, henüz güzel sözün anası olamamışsın. Çirkin söze de her şey kaya kesilir; söylediğin söz kayaya çarparak sana geri döner.
Halk çoğu zaman güzel sözü duymaz, duysa da anlamakta zorlanır. Güzel sözü duymak büyük ustalık ister, güzel sözü duyabilmek sanattır. Söylediğin sözün güzel olmasına dikkat etmen, senin gönlünün aydınlığına işarettir. Yarın herkesi kendi sözleri kuşatacaktır. Yarın, ruhunu, kötü sözlerine esir etmek istemiyorsan, bugünden dilini güzel sözlere alıştır ya da sus!

Mide, hayaller ülkesidir, gönül ise hakikatler. Mide ile beslenirsen, kandan mürekkep rüyalar görürsün; gıdanı gönülden alırsan, ruhun sonsuz âlemlerin saygın konuğu olur. İlahi ilham gönlüne misafir olmuyorsa, gönlünü dünya saldırısından koru. İlham kan ve irin yurduna gelmez; o, asude bahar ülkesinin misafiridir.
Yeryüzü gıdasıyla beslenirsen zalim olursun, gökyüzü gıdasıdır insanı meleklerden üstün yapan. Savaşların gıdası topraktır; barış ancak, gökyüzünde sofra kuranların egemenliğinde boy atar. Yeryüzünden beslenirsen, bir gün sen de toprağa lokma olursun; gökyüzünden gıda alırsan Lokman olursun..


19/5/2008 · Kategori: ____Tasavvuf___

Bir gün büyüklerimizden Şibli'ye bir topluluk gelir.

Şibli Sorar:

-Siz kimlersiniz?

 

Cevab verirler:

-Biz senin dostlarınız ...

 

Bu cevab üzerine Şibli döner,onlara taş atar. Kaçışmaları üzerine onlara şunu söyler:

 

-Niçin kaçıyorsunuz ?Eğer siz hakiki dostlarım olsaydınız,benden gelen belalardan kaçmazdınız.

 

Sonrada der ki;

-Muhabbet ehli sevgi kasesinden içer, yeryüzü ve şehirler onlara dar gelir. Allah'ı hakkıyla tanırlar, Azametinden korkarlar,Kudretini hayret ederler. Allah sevgisi kâsesinden içerler.

Onun ünsiyet denizinde boğulurlar ve gene O'nun münacâtiyle lezzettlere gark olurlar.

(İmam-i Gazali, İlahi Nizam)

 

18/5/2008 · Kategori: ____Tasavvuf___
İnsanlar dört kısımdır :

Birincisi: Bilir. Bildiğini de bilir. Bu âlimdir. Ona uyunuz.
İkincisi: Bilir. Fakat bildiğini bilmez,bildiğinden haberi yoktur. Bu, uykudadır. Onu uyandırınız.
Üçüncüsü: Bilmez. Fakat bilmediğini bilir, bilmediğinin farkındadır. Bu,irşâda muhtaçtır. Onu irşâd ediniz.
Dördüncüsü: Bilmez. Bilmediğini de bilmez (cehl-i mürekkep) kendisini allame sanır. Bu cahildir. Onu terkediniz.
(Halil İbn Ahmed)
 
 
 
18/5/2008 · Kategori: ____Tasavvuf___

Ey Gözlerim, bir bakışla faydalandırdınız ,
Kalbimi şer çukuruna yuvarladınız.

Ey Gözlerim, ellerinizi kalbimden çekiniz
İkinizin bir kişiye saldırması eşkiyalıktır.

Gözler şeytanın tuzaklarıdır. Azaya en hızlı ve şiddetli nufuz eden gözdür.
Kim Rabbına itaat hususunda azasını nefsinin peşine bırakırsa ,emeline vâsıl olur.

Kim dünya zevklerine nail olma hususunda,azasını nefsinin peşine bırakırsa ,amellerini iptal etmiş olur.
(Hz. Ali. r.a.)