7/6/2008 · Kategori: ____Osmanli Tarihi____

Osmanlıların Başkenti Bursa çalkalanıyordu ...
Macar Kralı Sigismund'un elçileri gelmişti. Halk elçileri görmek için sokaklara dökülmüştü.
Kafile Göründü.Süslü koşumları olan atlara binmişlerdi. En önde elçibaşı gidiyordu. Atını bir seyis tutmuştu. Osmanlılar hayretle fısıldaşmaya başladılar :

''Daha ata binmesini bilmiyor!''
''Koca Kral dediğin padişahımıza at uşağı bile olamaz!''
''Canım sözgelimi öyle dedim!''


Elçiler çok kibirli görünüyorlardı. Böyle görünmelerini Kral Sigismus emretmişti.
''Osmanlıların içine korku salın! Sizi görünce yürekleri korkuyla dolsun! Padişah'ıda korkutun ve ona hangi hakla Bulgaristanı işgal ettiği sorun . Kızarsa yumuşayın,korktuğunu sezerseniz daha çok yüklenin'' demişti..
Oysa bursalılar elçilerle alay ediyorlardı :
-''Kadıınlar gibi süslenmişler, bre!''
''Bunlar nasıl erkek?''

''Adamın başındaki karga tüyüne bakın !Hah hah haaaa!''
''Şu daracık şeyleri niye giyerler ki patlayacak zavallılar!''


Dilimizi bilenler bunları duyunca kıpkırmızı oldu. Elçibaşıda dilimizi biliyordu.
''Hepsini Padişaha şikayet edeceğim !'' diye homurdandı.
Saraya gittiler. Sultan Yıldırım Bayezid kralın elçilerini bir süre beklettikten sonra kabul etti.
Elçibaşı getirdiği hediyeleri Padişaha verdikten sonra üç adım gerileyerek söze başladı .

''Kralımız çok kuvvetlidir,kudretlidir''
Yıldırım Bayezid gürül gürül gürledi:
''Kuvvet ve Kudret Allah-u Teala Hazretlerinindir. Kişilerin Kudreti bizi hiçbir zaman korkutmaz!

Elçi şaşırdı :
''Ama Kralımızın ordusu kalabalıktır''
''Dağ ne kadar yüksek olursa olsun rüzgar herzaman üstünden aşar ''
''Siz rüzgardeğilsiniz ki...''
''Evet ama sizde dağ değilsiniz!Hem bize Yıldırım dendiğini duymuş olmalısınız''
''Evet ama Bulgaristan'ı haklı hakla ve salahiyyetle işgal ettiniz!?''

Yıldırım Bayezid vezirlerine baktı. Hepsi diş gıcırdatıyordu. Elçi fazla sormuştu,Padişah'a hürmetsizlik etmişti. Bu yuzden canları sıkkındı.
Fakat Padişah gülümsüyordu .Ağır ağır kalktı kapıya doğru seslendi:

''Silahtar ağa!... Bize bir Kur'anı Kerim ve Bir de kılıç getir!''
Az sonra Kur'an-ı Kerim ve Kılıç geldi. Sultan Yıldırım Bayezid sağ eline Kur'an-ı Kerim'i aldı, sol eline de kılıcı. Önce sağ elini elçinin yüzüne doğru uzattı :

''İşte Hakk!...'' dedi...
Ardından sol elini uzattı :
''İşte Salahiyyet!....'' dedi ve tahtına oturdu.

''Var cevabımızı Kralına ilet, kendisinden korkmadığımızı söyle. Biz Allah'a güvenir,yalnız O'ndan korkarız. Bütün küffar birleşip üzerimize gelse de Hakk davamızdan geri dönmeyiz...

Bu kadar.....
Sigismund'un elçileri başları önde Padişah'ın huzundan çekildiler ve korka korka şehri terk ettiler...


(Yavuz Bahadıroğlu,Tarihimizden Yaşanmış öyküler,s.69))
5/6/2008 · Kategori: ____Osmanli Tarihi____


Sultan İkinci Osman , Birinci Ahmed Han'ın oğlu olup Mahfiruze Sultan'dan Kasım 1064'de dünyaya gelmiştir.
Şubat 1618'de 14 yaşında tahta geçen ve Genç Osman diye de bilinen İkinci Osman Han Arapça,Farsça,Latince, Yunanca ve İtalyanca bilir,Faris yahut Farisi mahlaslarıyla şiir yazardı.
Genç Osman çok erken inkişaf etmiş büyük zekası ,kuvvetli tahsil ve terbiyesi , sarsılmaz iradesi ve kuvvetli seciyesiyle mumtaz bir şahsiyettir.
Bazı ıstahlar yapmak ve bozulan yeniçerilerden başlayarak devlet-i âliye'yi düzeltme yoluna gitmek istiyordu . Ne var ki etrafında kıymetli devlet adamı bulunmayışı onun şehadetine varacak hadiseler zincirinin vukuna sebeb olmuştur.
Katiller Genç Padişahı hapsettiler ve törece Padişah kanı akıtmak uğursuzluk ve haram sayıldığından boğazlayarak öldürmeyi planladılar..
Ancak Genç Osman körpecik yaşına rağmen her serinde üzerine gelen katilleri bertaraf ediyor ve ''Ben size ne yaptım, Padişahınız değilmiyim !'' diye isyan ediyordu...
Bu yiğit Padişahla silahsız baş edemeyeceğini anlayan katiller Padişah'ı arkasından baltalayarak şehit ettiler....

Sultan II.Osman'ın şehadeti çok buyuk ,derin ve unutulmaz tessur uyandırmış ve hatta umumi teessur muhalif dillerde mersiyeler yazılmasınasebeb olmuştur.  

Bunlar arasında Nev'i maslahlı Hüseyin Bin Sefer'e ait şu mersiye en güzellerinden biridir :

Bir şah-i âli şân iken şâh-i cihâna kıydılar
Gayretli genç aslan iken şâh-ı cihan'a kıydılar

Gazi bahadır Han idi ,âli neseb sultan idi
Namıyla Osman Han idi ,şah-i cihana kıydılar



3/6/2008 · Kategori: ____Osmanli Tarihi____

Bağdatta Patlama!
Bağdatta yine intihar saldırısı !
Bağdatta polis merkezine füze atıldı!

Son yılların Bağdat'ı bu ;ama ben ''Bağdat'' dendiğinde hâlâ gencecik bir anakuzusu ile ona Kayıkçı Kul Mustafa'nın yaktığı meşhur ağıtı hatırlıyorum :


Bağdat Kapısını Genç Osman açtı
Gören Düşmanların Tedbiri şaştı
Kelle koltuğunda üçgün savaştı
Şehitlere serdar oldu Genç Osman....


Bu ''Genç Osman'' hikayesi ilginçtir. Bağdat'ın dört yandan vurulduğu ,gençlerimizin ise para dışında değer tanımadığı şu devirde, hikaye daha ilginç ve anlamlı hale geliyor...

Bir fedakar genci (Genç Osman) nasıl bir anne babanın ,nasıl bir çevrenin ,ne tür bir eğitim  sisteminin yetiştirdiğini düşünüyorum.

Devir Sultan Dördüncü Murad devri....
Bağdat'a sefer açılmış ,gönüllü kayıtları başlamıştır. Davullar vuruluyor;tellarlar, Sadrazam Hüsrev Paşa'nın emrini herkese duyuruyorlardı:

''Duyduk duymadık demeyin.Bağdat'a seferimiz var. Sadrazam Efendimiz gün görmüş,devran sürmüş olanların orduya katılmasını emir buyuruyorlar. Bıyığında tarak durmayanlar orduya gönüllü olamayacaklardır! Duyduk duymadık demeyin!''

Genç Osman henüz 17. sinde bir civandı. Bıyıkları henüz terliyordu. Yani Sadrazam'ın öngördüğü gibi ''Bıyığını balta kesmez'' bir yiğit değildi. Yinede ne yapıp yaptı kendini gönüllü yazdırıp asker oldu..

Derken, günlerden birgün Çavuşağa fark etti Osman'ın çocuk yaşta olduğunu... Fark etmesiyle '' Ordu-yu Humayun'a sıbyan karıştı bre,bu ne nâbeca iştir'' diyerek kaptığı gibi sadrazam'ın önüne attı.

''Emr-u ferman dinlenmemesi bir tarafa bırakılırsa,Devletlüm,gendisi akça pakçadur ve dahi yüreği pekçedur,cesaretine şahidim''
''İsmin gelsin evvelemirde,kimsun?'' diye sordu Sadrazam Hüsrev Paşa..
''Osman'dır, İlla velakin yaşlı serdarlar gençliğimden kinaye bana Genç Osman derler Devletlüm. ''

Hüsrev Paşa Kaşlarını çattı:
''Bre nâdan! Biz 'Bıyığında tarak durmayan gencecikler orduya girmesin' deyu ferman etmedik mi ,tellalar bağırtmadık mı? Daha ne demeye orduya girersin? Ferman dinlemeyen fermanlı olur bilir misin? ''

Genç Osman son derece sakindi. Hatta Meydan okur gibi bakıyordu sadrazama..
''Devletlüm'' dedi.''Benim bıyığım da tarak durur''

Sadrazam da yanındakilerde haretler içinde kaldılar. Delikanlının bıyığı yeni terliyordu. O bıyıkta değil tarak durdurmak, hatta bıyığı tutmak dahi mümkün değildi.
Sadrazam hışımla elini yeleğinin üst cebine attı. Sert kemikten yapılmış tarağını Genç Osman'a uzattı:
'' İşte sana tarak! Görelim olmayan bıyığında nice duracak ?''

Genç Osman hiç duraksamadan tarağı aldı,sert bir hareketle üst dudağına sapladı. Kan ağzının iki yanından süzülürken Sadrazam'a gülümsedi.

''Gördüğünüz gibi bıyığımda tarak duruyor Devletlü Efendim! Emrinize karşı gelmiş değilim. Bütün dileğim vatanıma milletime hizmet etmektir. ''

Hüsrev Paşa ve oradaki herkes gördükleri karşısında oldukça duygulanmışlardı. Vatan-Millet sevgisi olursa ancak bu kadar olurdu. Sadrazam delikanlıyı kucakladı ve alnından öptü.

''Berhüdar ol Genç Osman! Bu orduda senin gibi yiğitler olduktan sonra ,yalnız Bağdat'ı değil dünyayı fethetsek gerektur! Ruhsat verdim ,Ordu-yu Humayun'da kalabilirsin. Göreyim seni eyi ceng-u cidal eyle!''

Ertesi Gün Bağdat'a hücum başladı .Genç Osman en önlerdeydi. ''Allah! Allah!'' sesleriyle atılıyor,ortalığı kırıp geçiriyordu. Birden sancaktarın vurulduğunu gördü. Sancağı kaptığı gibi, ''Allah Allah!'' diye naralar atarak kaleye tırmandı. Sancağı burca dikti. O sırada can yerine saplanan hain bir okla şehid oldu. (1630) Ama nâmı yüzyıllar boyu dillere destan ,söylendi:


Genç Osman dediğin bir küçük aslan
Bağdat'ın içine girilmez yastan
Her ana doğurmaz böyle bir aslan
Allah Allah deyip geçti Genç Osman


(Yavuz Bahadıroğlu,BizOsmanlıyız s.208)
3/6/2008 · Kategori: ____Osmanli Tarihi____

 

Yavuz Selim Han ve canyoldaşı Hasan Can,Mısır seferine çıkacakları gün kayıkla Üsküdar’a geçerler. Nedendir bilinmez Sultan, yoldaşına takılır:
- "Hasan Can kahvaltı yaptın mı?"
Hasan Can cevap verir:
- "Evet sultanım!"
- "Yumurta seversin değil mi?"
- "Evet sultanım!"

Aradan yıllar geçer. Yollar, muharebeler, insanlar, şehirler... Nihayet Mısır seferi biter, İstanbul’a gelirler. Şimdi yine sandaldadırlar. Ama bu kez yönleri Sarayburnu’nadır. Sultan ansızın Hasan Can’a döner:
- "Nasıl bre?"
Cevap ışık hızıyla gelir:
- "Rafadan sultanım!"

 

 

Bir Gün Piri Mehmed Paşa niçin bu kadar sade giyindiğini sordu Yavuz Sultan Selim Han'a .

Aldığı cevab dillere destandır...

''Sadrazam ve dahi vezirlerin süslü giyinmesi padişaha olan saygılarından ileri gelmektedir.

Biz Yaratıcımızdan başka kime saygı göstermeye mecburiz ki ,böyle bir külfete katlanalım. ?

Yaratıcımız ise bedenin dışına değil, içindeki iman cevherine bakar!''....

 

Tih Sahrası...


 Cengiz'i ,Timur'u ,Büyük İskender'i dize getiren Uçsuz
bucaksız çöl...

Gündüzleri Kemik eriten sıcaklık

Geceleri ilikleri donduran soğuk ..

Deriyi delerek ciğerlere dolan ince kum taneleri...

Fırtınalar... Fırtınalar...

Ve bu Dunya Cehenneminin içinde bir Ordu:
Ordu-yu Humayün...

Başlarında ''Ya alırım, Ya ölürüm!'' andı ile dersaadet'ten kopup gelen bir çığ:

Yavuz Sultan Selim Han !

Mihnet,Meşekkat,Acı,Zahmet

Saadete açılan kapının aşılması en zor ,
Fakat en son eşiği....

İdeal yolcuları Bunu aşıyorlar, Konstantiniyye surlarını aştıkları gibi..

Mercidabık'a düşüyorlar,Çaldıran'a düştükleri gibi..

Zafer..Zafer...Zafer!...

Ardından Tevazu tümseğinin En tepe yerinde yine O padişah:

Yavuz Sultan Selim Han:

''Ben Harem-i Şerif'in Hakimi değil, Hadimiyim!''

21/5/2008 · Kategori: ____Osmanli Tarihi____

 
Sultan I Ahmed ile Kösem Sultan!ın oğulları ,4.Murad'ın kardeşi Sultan İbrahim 5 Kasım 1616'da dünyaya geldi.  1640-1648 yılları arasında 8 yıl padişahlık yaptı.
18 Ağustos 1648'de cebren tahttan indirdiler ve Evliya Çelebi'nin deyişi ile ''Mazlum İbrahim Han'ı boğarak şehid ettiler'' (Henüz 32 yaşındaydı)

^*^*^*^

Lakabı ''Deli'' olan bu padişah, acaba gerçekten Deli miydi?

Okul kitablarımız ''evet'' diyor, ''Sultan İbrahim tam bir zırdeliydi!''

Açıkca şunu ifa etmeliyim ki, Cumhuriyeti Türkiyesi, eski köklerin üzerinde kendini geliştirmeye çalışacağına, kökleri ile gereksiz bir rekabete girdi,Osmanlı ile yarışa kalkıştı.
Bu ''abes'' yarışın galibi olmazdı,çünkü Osmanlı ile yarışmak kendi kendimiz ile yarışmak anlamına geliyordu.
Nihayetinde ''Biz Osmanlıyız!''
Ayrıca da Osmanlıyı geçmek imkansız!

Övünmemiz, ilham ya da ders almamız gereken geçmişimizle yarışmaya kalkıp, geçemeyince hırçınlaştık .
Geçmişimizi geçmemiz şartmış,yoksa tutunamazmışız gibi düşünerek kendi kendimize saldırır gibi geçmişimize saldırmaya başladık. Kendi kendimizi karalar gibi geçmişimizi karaladık. 
Sultan II.Abdulhamit Han'a ''Kızıl Sultan'' ,Vahdettin Han'a ''Hain Sultan'' damgası vurduk..
Kimisine ''yobaz'' kimisine ''gerici'' dedik..
Bu arada Sultan İbrahim Han'ın talihine de ''Deli'' lakabı düştü!
Fatih Sultan Mehmet Han gibi, neredeyse tüm dünyanın selamladığı büyük padişahların,bu karalama kampanyasının dışında tutuldduğunu sanmayın, dönem dönem malsef onlarda nasiblerini aldılar!
Tarih 3 Mart 1924 Mecliste Hilafet kaldırılması görüşülürken ,seçimle değil tayinle millet vekili olan za'tlardan biri :
''Efendiler! Millete hizmet etmiş tarihimizde bir çok sadrazamlar görebilirsiniz. Fakat Padişah görmek için müşkilat çekersiniz. Bunların tahta bağlı olma sebebleri yalnız menfaat,ihtiras;bundan ibarettir. Türk milletinin bu kadar geri kalmasının sebebi padişahlardır.. Bu padişahlar bidayet-i saltanatlarında hiç birsey yapmamışlardır. Bu tarihi (Osmanlı Tarihi) yukarıdan aşağıya tetkik ederseniz ,hep cinayet, şahsi itiras görürsünüz..
Sultan Fatih'ten mi bahsedeceksiniz? Benim gözümün önüne, onun, sırf bir arzusu için en kıymetli sadrazamımız olan Mahmud Paşa'yı katletmesi geliyor. Devri baştan aşağıya cinayettir. Mazisi cinayetlerle dolu ve Türk milletine hizmet etmemiş bulunanbir aile.....(İkinci Meclis Zabit Ceridesi,cilt7,s.31'den özet olarak)

^*^*^*^
Başka söze ne gerek var ? O devrin önder isimlerinin Osmanlı tarihine ve tarihi inşaa eden isimlere bakışı böyleydi deyip geçelim. Fatih Sultan Mehmed Han'ın nasibdar olduğu kinden ,Sultan Mustafa mı mahsur kalacaktı ? Ona da bir kulp takıb ''deli'' deyiverdiler... 
Aslında bunu ilk kullananlar onu katledenlerdi. İşledikleri cinayet yüzünden tarihin ve kişilerin vicdanlarında mahkum olma korkusu yüreklerini sarınca,sıyrılma çareleri aramaya koyuldular. Sultan Mustafa'nın balıklara inci-mercan atmasını ''delil'2 göstererek ''deli'' demeye karar verdiler. 
''Deli! Çünkü balıklara inci mercan atıyor! Balık inciden ne anlar!''
''Balık'' anlamaz ama ''Hâlık'' anlar! Ne demişti atalarımız ''iyilik yap denize at,balık bilmezse Halık bilir''.   

Sultan Mustafa son derece dindarane bir zarafetle,aslında arkasındaki hizmetkarlara,halayıklara,cariyelere''sadaka'' veriyordu..
Kendisi dairesine çekilince,havuza attığı altınlarla kıymetli taşların,arkası sıra gelen hizmetkarlar tarafından toplanıp bölüşüleceğini çok iyi biliyordu...


Bugun bile Sultan İbrahime deli diyenler, Rus halkının gerçekten deli olan Rus çarı deli Petro'ya ''Büyük Petro'' dediğini hatırlatıp azıcık sıkılmalıdırlar ...

 

19/5/2008 · Kategori: ____Osmanli Tarihi____

 

Sultan AbdulAziz Han Devleti sıkıntılar içinde olmasına ramen Osmanlı'nın devamı ve ilermesi için gayret sarf etti...

 

Balkanlardaki tehlikeli gelişmeleri önlemeye çalışırken daha önce görevinden azl etmiş bulunan Hüseyin Avni ,Midhat, Mütercim Rüşdi Paşalar ile Hasan Hayrullah Efendi ihtilal hazırlığı yapıyorlardı. Bilhassa Huseyin Avni Paşa, Mahmud Nedim Paşa tarafından azl edilip, sürüldüğü için padişaha kin bağlamıştı. ''Kinim dinimdir'' diyen bu adam, padişagı tahttan indirip öldürmeye karar verdi.

Londraya gidip ingilizlerle bu işi planladı. İkinci adam olan Mİdhat paşa ise ,batı kültüründen ve din bilgilerinden tamamen yoksun birisiydi. Tuna valiliği sırasında yaptığı işler bilhassa ingilizler tarafından reklam edilerek şişirilmişti. İçki masalarında devlete ait kararlar alırdı. Memleki kurtaracak tek insanın kendisi olduğuna inanırdı.

 

Hüseyn Avni,Midhat, Mütercim Rüşdi ve Süleyman Paşalar, Padişah'ın tahtan indirilmesi konusunda geniş propogandalar yaptılar.

Halkın gözünde Sultan'ı küçük düşürmek için çeşitli iftiralar yaydılar.

 

30 Mayıs 1876 Cuma günü sabahı ,saat 4.30 da harekete geçtiler . Taşkışladan gelen taburlarla, Mektebi Harbiyye'nin 300 kadar talebesi Dolmabahçe Sarayını çevirdi. Donanmada deniz tarafını kontrol altına aldı.

Sultan Abdulaziz Han kayıkla alınıp Topkapı sarayına götürülerek ,Sultan III Selim Han'ın şehid edildiği odaya hapsedildi. Sonra Fer'iyye Sarayına götürüldü.

 

4 Haziran 1876'da Avni Paşa,çoktan planlamış olduğu cinayeti saraydan elde ettiği adamlarına yaptırdı. Cezayirli Mustafa Pehlivan,Mabeyinci Fahri Bey,Yozgatlı Pehlivan Mustafa Çavuş ve Boyabatlı Hacı Mehmet Pehlivan Sultan Abdulaziz Han'ın kaldığı odaya girdiler. Büyük mücadeleden sonra iki bileğini de keserek kaçtılar.

Henuz ölmemiş olan Sultan Abdulaziz Han pencereden çıkartılan adi bir perdeye sarılarak yakın bir karakola nakledildi. Ölüm raporunu imzalamak istemeyen iki doktordan birini Avni Paşa hemen trablusgarb'a sürdü. Diğerininde apoletlerini söktü.

Üç Pehlivana maaş bağlanarak gerçeği açıklamaları önlendi.

Sultan Abdulaziz Han'ın naşını yıkayan imamlar Sultanın iki dişinin kırık olduğunu ,sakalının sol tarafının yolunduğunu sol göğsünün altında büyük bir çürüğün bulunduğunu belirtmişler.
Zaten katli yapan pehlivanlarda daha soradan yaptıklarını itiraf etmişlerdir.


İsmail Hami Danışmend 5 ciltlik İzahlı Osmanlı tarihi Kronolojisi adlı kitabında Sultan'ın ölüm sebebinin intihar olmayıp, cinayet olduğunu 31 delil ile izah ediyor.

zaten İntihar eden bir kimsenin 2 bileğini küçük bir makasla derinden kesmesinin adli tıbba göre de mümkünatı yoktur ..


18/5/2008 · Kategori: ____Osmanli Tarihi____

Bir devir düşünün....

Öyle bir düşünün ki, padişahı, mimarı, kaptan-i deryası ,şairi, gezgini,tarihçisi, tarihin ''en büyük'' isimlerinden oluşsun...

Gelin tarihi geriye doğru saralım ....

Tarih: 7 Eylül 1556..

Yer : Süleymaniye Camii

Muhteşem mabesin ibadete açılışının henüz bir ay geçmemişken ,Süleymaniye Camii'nin bânisi Kanuni Sultan Süleyman avludaki musalla taşına uzatılmıştır....

Cenaze namazını şeyh Ebussuud Efendi kıldıracaktır. Saf bağlanır, İmam yüksek sesle niyet eder : ''Er kişi niyetine!''

Cihana hükmeden Kanuni Sultan Süleymanın hükümdarlığı oracıkta son bulmuştur.
Namaz ve dualar biter .Haklar hıçkırıklar arasında helal edilir. Ve cenaze şimdiki türbesinin bulunduğu yerde açılan mezara konulur.

Tam perdeler kapatılmak üzereyken ,mezar başına nefes nefese gelen bir saraylı ''destur'la'' mezara atlayıp getirdiği çekmeceyi mezara özenle yerleştirmeye çalışır.

Böyle şey şimdiye kadar ne görülmüş, ne duyulmuştur! Müslüman mezarına eşya koymak caiz değildir! Ebus'suud efendi hemen müdahale eder:

''Geri dur be adam ne yapıyorsun!''

Saraylı sımsıkı tuttuğu çekmeceye bakarak konuşur:
-Vasiyeti yerine getiriyorum !

-Ne vasiyeti!

-Padişah vasiyeti !.... Öldüğünde bu çekmeceyi kabrine koymamı bana emretmişti..
Filan filanda şahittir....

Gösterdiği şahitlerde bunu doğrular. Ancak Ebus'uud Efendiyi buna ikna edemezler .. ''Olmaz öyle şey caiz değildir '' diye diretir...

Çekmeceyi adamın elinden almak için uzanır, adamda vermek istemeyince hafiften bir çekişme yaşanır. O arada çekmecenin kapağı açılır. Bir sürü kağıt saçılır etrafa . Ebu Suud Efendi kağıtlardan birini alıp okuyunca kıpkırmızı kesilir!
Sultan Süleymanın mezarına bakarak şöyle seslenir :

''Ah Süleyman sen kendini kurtardın , baalım Ebu Suud ne yapacak!''

Çekmecenin içinde ,Sultan Süleyman'ın sağlığında yaptığı icraatlara Ebu Suud Efendi'nin verdiği uygunluk fetvaları vardır. Padişah bütün yaptıklarını fetvaya bağlamış, bir bakıma kendini garantiye almıştır. ama fetvayı veren Ebu Suud ne yapacaktı, bu yüzden kahırlanıyordu!...
18/5/2008 · Kategori: ____Osmanli Tarihi____

 

İşte Osmanlı ...
19.yüzyılda Almanya nın Mülhaym şehrindeki Ren nehrinin bir yakasında
Almanlar, öbür yakasında da Fransızlar oturuyordu.

Fransızlar, her sene nehrin Almanlar'daki kısmına geçip mahsulün tümünü
toplayıp götürüyorlardı.

O sıralar, birliğini temin edemeyen güçsüz Almanlar ise buna fazla ses
çıkaramıyorlardı tabiî. Her sene böyle olunca çareyi Osmanlı Sultanına
durumu yazıp, imdat istemekte bulurlar.

Mektupta şöyle denmektedir:

"Fransızlar her sene bize zulmediyor, mahsulümüzü elimizden alıyorlar.
Siz ki, dünyaya adalet dağıtan bir imparatorluğun sultanı, İslamiyet'in de
halifesisiniz. Bizi şu zulümden kurtarın. Asker gönderin. Ürünlerimizi
bu sene olsun toplama imkanı sağlayın."

Çöküş faslına girildiği bir zamana denk gelen yardım isteğini inceleyen
padişah asker göndermeyi mümkün ve gerekli görmez; yalnızca asker
elbisesi göndermeyi kâfi bulur ve cevabı bir mektupla beraber içi askeri elbise dolu üç çuval yollanır.
Şaşkına dönen Almanlar, çuvalı alıp

mektubu okurlar:

"Fransızlar korkak ademlerdir.
Onlara yeniçeri göndermemize gerek yoktur.
Yeniçerimizin kıyafetini görmeleri kâfidir."

Çuval içindeki Osmanlı askerinin elbiselerini adamlarınıza giydirin.
Mahsul zamanı, nehrin görülecek yerlerınde dolaştırın. Karşıdan gören
Fransızlar için bu kâfidir."

Bağ bahçe sahipleri hemen Osmanlı askerinin kıyafetini kapışırlar.
Hasat vakti büyük bir heyecanla yeniçeri kıyafetinde, nehir kıyısında
dolaşmaya başlarlar.

Ertesi gün, karşıdan gelen haber, Almanlar'ın sevinç çığlıkları atmalarına
sebep olur:

"Osmanlılar'dan imdat geldiğini düşünen Fransızlar, korkudan köylerini
de terkederek iç kısımlara doğru kaçmaktalar.
Mahsulünüzü rahatça toplayabilirsiniz. Zulüm sona ermiştir."

Bu olay, Mülhaymli'lerin gönüllerin de taht kurmuştur.
Giydikleri yeniçeri kıyafetlerini, daha sonra Mülhaym a bağlı Karlsruhe müzesine koyup ziyarete açarlar.

Şehrin en yüksek binasına da Osmanlı bayrağı asarlar. Ayrıca, halen
olayın yıldönümünde de şehirde bir karnaval düzenleyip ,
hadiseyi temsilen kutlarlar.

http://www.itibarhaber.com/